30 Eylül 2011 Cuma

Bekleyişim

Çoook uzun süredir buradayım ben. Aynı bekleyişi, daha önce de yaşadım. Hem de sayısını hatırlamadığım kadar. Neden hep aynı şeyi hissettiğimi ve neden tarifi olmadığını hala merak ederim. Ama ne kendime ne de ona soramam. Bir sonraki bekleyiş için hazırlanırım sadece...

27 Eylül 2011 Salı

"Yerebatan Sarnıcı"nın Büyüsü

Birer birer indiğim merdivenlerin sonunda, öylesine büyülü bir manzara vardı ki, sanki ayaklarımın altındaki zemin kaydı o an. Önce dikkatimi "ney" sesi çekti. İmkansızdı görmezden gelmek. Alıp götürüyordu insanı...
Büyü, ben içerde yürüdükçe devam etti. Kalp atışlarımı bastıran tek şey, ney sesiydi. Hiç böylesine bir kalabalık içinde yalnız kalmamıştım huzurumla. Bu ilkti!...
Yürüdükçe daha da heyecanlandıran atmosfer içinde boşluğa bastığımı düşündüm uzun süre. Ayaklarım yerle temas etmiyordu sanki. Sarnıcın böylesine gizemli olup, insan üzerinde hakimiyet kurması tehlikeliydi. Sakince yürümeye devam ettim. Kafamda öyle çok görüntü canlanmıştı ki, dursunlar istedim. Sanki tarihe bendim şahit. İçerdeki rutubet kokusu, loş ışıklar ve damlayan suyum görüntüsü beni iyice gerçeklikten ayırmıştı. Aslında iyi de gelmişti. O an tek düşündüğüm; içinde bulunduğum karanlık ve büyülü sarnıçtı.
Suya odaklanınca, "dev balıklar" diye de adlandırabileceğim, sayısını tahmin edemeyeceğim sazanları gördüm. Durup birkaç saniye düşündüm. Mümkün olabilir miydi? Bu rutubetli ve karanlık ortamda bunca balık nasıl yaşıyordu? Yaşamayı geçiyorum, bir de öyle büyümüşlerdi ki, hiç de derin olmayan o suda yüzmekte bile zorlanıyorlardı. Dakikalarca izledim onları. Bakmayı bıraktığım her an merakıma yeniliyordum. Yürüme yoluna kurulmuş korkuluklara yaklaşıp yeniden izlemeye koyuluyordum onları. Dev balıklar, sazanlar...
Derin karanlığa veda etmek gerektiği an, arkama dönüp bir daha baktığımda etkilenmekte ne kadar haklı olduğumu bir kez daha anlamıştım.


19 Eylül 2011 Pazartesi

Hayallerim Özgür

Şimdi onunlayım evet. Artık onunlayım...
Hayallerimiz artık aynı. Kahvaltı tabakları, kahve fincanları istediğimiz renk. Evin perdeleri, halıları uyumlu. Kocaman ekran tv istedi bir de. Peki dedim, gülümseyerek.
Sanki artık olacakmış gibi hissetmek iyi de gelmedi mi sanki bize? Evet çok iyi geldi.
Yeni açmış çiçek, az önce doğmuş güneş sanki. Kalbim bir bebeğinki kadar genç, yüzüm yazı yeni karşılar gibi şen. Gerçekten mutluydum. Sürekli kendini tekrarlayan ses, uMruMda bile değildi artık.
Sözlerin rahatça ağzımdan çıktığını hissediyor, onun da birkaç cümle söylemesini istiyordum. Ama hep ben başlıyordum, onun da hoşuna gidiyordu. Özgür bırakmayı seçmişti beni. Hayallerimi de...
Ve gerçekten ilk kez özgürdü hayallerim. Ve ilk kez onunkilerle benim hayallerim aynı odanın içinde konuşuluyordu. Sanki ölmek üzere olan bir çocuğa ümit verir gibiydik. Sanki son nefesinde gülümsemesini istiyorduk ilişkimizin... O da ben de çabalıyorduk, güzel de gidiyorduk.
Birkaç dakika sonraydı; yaşlar doldu gözlerime. Daha uzun zaman vardı. Hem onsuz geçecekti koskoca  bir kış.
Yıllar sonra ilk kez özgürdüm. Kendi senaryomu yazmış oynuyordum. Ama bu sefer de gerçeği en derinde hissedip kayboldum içinde. Yalnızlığımı alıp gitmeliydim. Hayallere daha vardı zaman. Bekleyecektim...


Kalbe keder bütün bu düşünceler. Gücünü alır, seni yıpratır unutma. Sevdiğin şeylere yaklaş, bırak bütün kederleri, sevmediklerini görme.
Kalbe acı verenleri sil, sevme! Kalbinin derinlerinden gelen çığlıkları duyma. Bırak önemseme...

14 Eylül 2011 Çarşamba

Kısacık Ömrüme

Gün yine başladı. Kendi içindeki sıkıntılarıyla zamanı savurdu bile.
Sabah saatleri ne çabuk geçiyor derken öğlen oluyor. Mesai bitiyor eve gidiyorsun, bir bakmışsın sabah olmuş yine ofistesin. Kapıldığım girdap bir gün bitecek nasıl olsa diyorum. Ve akıp giden zamanla içten içe kavga ediyorum.
Birçoğunun farkında olmadığı şeyin, öylesine farkındayım ki!...
Ben 32 oldum ama hayatıma dair ne hatırlıyorum sorusunu yanıtlayamam. Ben 32 oldum ama zamanın bu kadar çabuk akacağını tahmin etmezdim. Ben büyüdüm evet ama korkular yeşerdi içimde. Kısalan ömre dair korkular. Ah bir anlasa diğer insanlar...
Hayat bir kere! Şans bir tane!
Bu ofisten çıkmak, yaşamımı sevdiğim şeylerle doldurup onlarla ölümsüzleşmek istiyorum. İş, sorumluluklar, mecburiyetler, hastalıklar, karmaşalar, üzüntüler...
Ben bunları istemiyorum ki hayatımda. Yaşam böyle şeyler için yeterince uzun değil ki...

Dün bir haberde 75 yaşında bir dedenin kanser hastası olduğunu anlatıyordu. Mikrofonu uzattılar ve o tatlı, beyaz saçlı dede dedi ki; "Ben sağlığımı istiyorum, saçlarım dökülmesin". Hala yaşamak istiyordu. Eminim hissettiği yaş 75 değildi. Belki de 30larındaydı dede...
Onca yıl çalışmıştı elbette. Para kazanıp hayatını devam ettirmek zorundaydı. O da öyle yaptı. Peki ne oldu şimdi? Emekli olup rahat edeyim dediği sırada hastalandı. Şimdi nasıl yaşayacaktı ki cenneti?
Ben kabul etmiyorum evrenin adaletsizliklerini. Ben kabul etmedim, etmeyeceğim yatla gezenler varken, emekliliğini bekleyen, o yatla gezmeyi hayal edenleri.
Kapısı altından evde oturup, cam kadehten su içenleri kabul etmiyorum. Sokakta uyuyanlar varken.
Ben etmiyorum da ne oluyor ki? Bir sihirli sopayla değiştiremem ya dünyayı. Eşitleyemem ya insanların varlıklarını. Şu kısacık hayatta birçoğuna verilmemiş şansları yalnız birinin yakalamış olmasına bir şey yapamam ki...

Bir büyük hayvan; güçlü pençeleri olan kafese kapatılmış, çaresiz, öfkeli bir kaplan görüyorum kendime bakınca. Kafesteyim! Çıkamıyorum.
Tüm bu çaresizliklerin içinde, zaman zaman nefes alamadığım, korktuğum, bunaldığım oldu. Kendimi yeşilin, mavinin içinde hayal ettim. Uzaktaydım. Bu ofiste değildim, işim yoktu. Yalnızca ben ve sevdiğim şeyler; bir köpeğim, romanlardaki gibi; çok şirin döşenmiş bahçeli evim, çardak içinde kurulu sofram, ateş böceklerim...
Keşke demekten yoruldum ve sevdiğim de söylenemez bu kelimeyi.
İnandığım tek şey ve hissettiğim; çıkmak üzereyim o kafesten.

12 Eylül 2011 Pazartesi

Misafirim Kalamar

Dalış yaparken bile bu kadar güzel bir deniz canlısını görememişken, plajda yüzerken bir kalamar ailesine denk gelmek gerçekten lüks :)
Ağustos sonlarında, Kaş'ın mavi derin denizinde yüzerken, aramızdan biri bu canlıyı gördü. Biz genelde maskelerimizle yüzüp, var olan tüm canlıların güzelliğine tanık olmak istiyoruz.
Anne kalamar ve yavruları öylesine ilginç bir görüntü sergilediler ki; önce algılayamadık. Fotoğraflarını çekmek için, anne kalamarın yavrularını saklamasını bekledik. (bilinçsizce)
Anne kalamar, onlarla uzun süre yüzdü. Onları eve gönderdi ve sonra bize poz verdi :))

9 Eylül 2011 Cuma

Eşsiz Dalış Maceram

Benim 21 dalış maceram oldu bu yıl. Nihayet 2* CMAS olabilirim. Sayıyı aştım. Ancak söylemek istediğim asıl şey şu resim;
En muhteşem dalış deneyimim buydu!! Kaş gemi batığı


31.08.2011

Yeter ki Sen Gitme

Güzel olan her şeyi çağırıyorum hayatıma; Sarı çiçekleri, bal yapan arıları, gül kokusunu, şeftalinin tadını, parlak yıldızın ışığını, denizdeki yakamozu, çikolatalı pastayı. Ve Seni!!!
Sen kal da, pasta olmasa da olur, sen burada yanımda ol da, şeftali yemesem, gülü koklamasam da olur. Elimi sen tut da, bal olmasın, yıldız parlamasın. Sarıl bana sen ama yakamoz kaybolsun.
Yeter ki sen gitme!

8 Eylül 2011 Perşembe

Sadece Bekliyorum

Meğer insan her gün bir şey daha öğreniyormuş. Hiçbir zaman (olmadan) tahmin edemeyeceğim şeyler öğrendim.Gözlerim, kalbim acıdı. Ağladım, çok ağladım. Üzüntümü anlatmak için yazacak kelimem yok...
Kopup giden parçalarım için üzülüyorum, olanları düzeltmek istemeyeceğim için, bunları unutmayacağımı bildiğim için, sevemeyeceğim için, hatırladıkça "boşver" diyemeyeceğim için... Seninle ben için üzülüyorum...
Sahte bir kucakmış uyuduğum, parlak yıldız sandığım geleceğim meğer sönmüş bir umutmuş...
Ağlamıyorum hayır, yalnız yazıyorum. Ağlamak için bile yeterince yorgunum ...
Üzüntü geçiyor, gülümseniyor yeniden biliyorum da. Sonrası beni çok korkutuyor...

"Bana güven" dediği anı biliyorum ben artık. "Ben seni seviyorum, bana güven". Bu sesi silmedim, kalbimin en derininde duruyor. Onu saklıyorum. O sesi seviyorum, sahibi her şeyim. Ona güveniyorum ama biliyorum ki o da korkuyor...
Ona, "korkma, hiçbir şey olmayacak" demeyi öyle çok isterdim ki...
Ellerimde ellerini bir ömür tutmak istediğim, yeşil güzel gözleri; son ana kadar görmek istediğim, sesi, nefesi, kendisi... O benden gitmesin ben de ondan. Bu sebepten Olmaz!! Olmaz!!!